Benim köşelerimi takip edenler anımsayacaktır…

7 Temmuz’da ‘Etme Eyleme Rektör’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım…

Alt başlıkta da ‘Yok canım, bunu da yapmaz artık!’ demiştim…

O köşemi okumayanlara, önemli olan kısmını aktararak yazıma devam etmek istiyorum…

Ne demiştim…

“PAÜ, 07.07.2020 tarihi itibarıyla öğretim üyesi ve öğretim görevlisi alımı için ilana çıkıyor. Bu ilanda, ihtiyaç duyulan bölümlerle ilgili kadroların tanımları yapılıyor.

Sadece PAÜ’de değil, birçok üniversitede ‘adrese teslim’ ilanlarla kadrolaşmaya gidildiğini iyi bilen bir gazeteci olduğum için de, ilanı detaylı olarak inceleme ihtiyacı hissettim.

İlanın, ‘Öğretim Görevlisi-Uygulamalı Birimler’ kısmının 7. Sırasındaki ‘özel şartlar’ bölümü dikkatimi çekti…

Dikkatimi çekti; çünkü alınacak öğretim görevlisi ile ilgili inanılmaz derecede şişirilmiş özelliklerin tarifi yapılıyordu…

Biraz daha derinden inceleyince, daha çok adrese teslim ilanlarda görülen sertifika istekleri ve kolay kolay herkeste olmayan ‘ince talep’ detaylarını fark ettim…

Sayın Rektör hiç üzerine alınmasın ama (!), gazetecilik dürtülerim, bu ilandaki şartların kişiye özel şartlar olabileceği yönündeki şüphelerimi ciddi ciddi artırmıştır…

Daha da kötüsü, eğer adrese teslim şartlar oluşturulup ilana çıkılmışsa ve bu şartlar da sadece bir kişiye odaklanılmış ise, hele hele bu kişi de Sayın Rektör Bağ’ın enstitü sekreteri olarak atadığı, Türkiye genelinde tepkiler oluştuğu için istifa ettirdiği, aradan kısa bir süre geçtikten sonra da ‘ihtiyaç hasıl oldu’ diyerek, yeniden üniversiteye aldığı eşi Derya Bağ ise…

Diyeceğim tek bir laf vardır…

Etme eyleme Rektör!”

( İlk köşe yazımı okumak isterseniz, bu linke tıklayınız lütfen… )

Aslında özetle lafı, Sayın Rektör Hüseyin Bağ’a, nazik bir şekilde ‘Böyle bir ilana çıkmışsın. Bu ilanda, eşini tarif ediyor olmayasın. Sakın bu ‘rezalete’ izin verme, etme eyleme…” demeye getirmiştim…

Samimi olarak, şunu söyleyebilirim ki;

Rektör Bağ’ın, üniversitede yaşattığı bunca şeye rağmen,

daha önce eşini PAÜ’ye almasına rağmen,

enstitü sekreteri yapmasına rağmen,

dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın tepkisine rağmen,

YÖK Başkanı’nın ‘etik değil’ diye karşı çıkışına rağmen,

eşini istifa ettirip, ardından yeniden almasına rağmen,

Türkiye’nin ayağa kalkmasına rağmen,

safça bir beklenti içerisine girmiş ve bu ilandaki şartları taşıyan dünyadaki tek kişinin, Rektör Bağ’ın eşi dahi olsa, buna tenezzül ve cesaret edemeyeceğini düşünmüştüm…

Hatta çevremdeki dostlarımın bir kısmının, bu şekilde yorum yaptığımda kıs kıs güldüğünü ve “Sayın Öztürk, sen 6-7 yıldır buralarda yoktun.  ‘Rektör Bağ Cumhuriyeti’ artık özerkliğini ilan etti. Ne YÖK tanır ne de Beştepe…” diyerek benimle alay ettiklerini söyleyebilirim…

Ne kadar haklı olduklarını, dün PAÜ’nün sitesinde yayınlanan ‘Ön Değerlendirme Tutanağı’nda, ilgili bölüm için açılan 1 kişilik öğretim görevlisi kadrosuna, tüm Türkiye’den sadece bir kişinin başvurduğu, bu başvuranın da isim hanesinde DE*** BA*** şeklinde, DERYA BAĞ’ın yazılı olduğunu ve 10 Ağustos tarihinde yapılacak sınava da tek isim olarak davet edildiğini görünce, çok iyi anlamış oldum.

Anlamış olmakla kalmadım,

YÖK diye bir kurumun, varlığından utandım…

Bu üniversitede okuyan gençlerden utandım…

Hakkı yenen, akademisyenlerden utandım…

Kul olup, bu dünyada nefes alıyor olmaktan utandım…

Vatandaş Ali’den utandım…

‘Vatandaş Ali’ demişken, Sayın Rektör, ilk köşeyi yazdığımda, twitter hesabından, benim ‘Vatandaş Ali’ programına gönderme yaparak şöyle yazmıştı:

“Vatandaş Ali (!?) diyor ki; “Etme eyleme @gazetecibozturk bu kadar yalan yanlış haberle yürümez bu iş.Tarafsız, bağımsız gazetecilik anlayışına yakışıyor mu?”

Benim yalan yanlış yazmadığımı iyi bilenler,(keşke bu konuda yalan yazan gazeteci olsaydım) bana tarafsız gazeteciliği yakıştırır da, asıl size (her şeyi kitabına uydursanız da) öncelikle de makamınıza, unvanınıza, boyunuza, posunuza, karakterinize ve nihayetinde insanlığınıza yakıştı mı Sayın BAĞ…