Şifre Haber’i ve benim köşelerimi takip eden okurlarımız anımsayacaktır…

Geçtiğimiz günlerde Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan’la ilgili bir haber, bir de köşe yazısı yayınlamıştık…

Haberde Rektör Kutluhan’ın, katıldığı yerel bir TV kanalında İlahiyat Fakültesi’ni anlatırken, Covid olan bir arkadaşının kendisinden dua istemesi üzerine, dua temin ettiğini dile getirmiş, bu konuşmasını ise ilk kez Şifre Haber ‘Arkadaşı Covid duası sipariş etmiş, tıp profesörü Rektör de temin etmiş’ başlığıyla gündeme taşımış ve konu Türkiye genelinde tartışılmıştı.

ÖNCEKİ KÖŞE YAZISINI OKUMAK İÇİN, ÜSTTEKİ GÖRSELE TIKLAYABİLİRSİNİZ…

Köşe yazımda ise ‘dua’ olayına değinmiş ve tıp profesörü bir rektörün ‘sipariş üzerine dua temin etmesini’ eleştirerek “ Benim bu rektörden umudum kalmadı’ başlığıyla, kendisini İlahiyat Fakültesi’ne Dekan olarak atadığını, bununla da yetinmeyerek İlahiyat Fakültesi’nde ‘Bir tıp profesörü olmasına ve yanı başında Tıp Fakültesi ve Hastanesi olduğu halde, hiçbir lisans üstü ilahiyat eğitimi, bu alanda bir yeterliliği ve bunu ispat edebilecek bir belgesi olmadığı halde, fakülte kurulu üzerinde baskı oluşturarak (öyle ya, koskoca rektör ve ilahiyat fakültesi dekan vekili) Kur’an’ın ana konuları üzerinde ders vermeyi ısrarla talep edip, bu talebi için onay aldığını’ dillendirmiştim.

İyi haber…

Aradan iki hafta gibi bir süre geçtikten sonra, PAÜ Rektörü Prof. Dr. Sayın Ahmet Kutluhan’ın, eleştirimizi önemsemiş veya yanlışlığın farkına varmış olacak ki İlahiyat Fakültesi Dekan Vekilliği görevini bırakarak, yerine Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İbrahim Kısaç’ı atamış…

‘Yanlışlığın’ nedeni ise, idari bir kadro olan İlahiyat Fakültesi Dekanlığı’na kendini ataması değil, dua siparişini yerine getirmesi ve İlahiyat Fakültesi’nde bir tıp profesörü olarak ders vermek istemesiyle birlikte, üstüne üstlük kendini dekan vekili olarak ataması, kent ve üniversite çevrelerinde ‘rektörlük mü yapacak, ilahiyat hocalığı mı?’ endişelerinden kaynaklanmaktadır…

Aklın yolu bir; hayırlı uğurlu olsun…

Gelelim kötü habere…

Bu üniversite Denizli’nin üniversitesi…

Medyası da, bu kentin medyası…

Ve bir üniversite rektörü, yatırımlarıyla ilgili bir basın toplantısı düzenleyecekse, medyada ayırım yapmadan davet etmek zorundadır…

Sayın Rektör Kutluhan, dün bir basın toplantısı yapmış ve sadece televizyon kuruluşlarını çağırmış…

Geçmiş karşılarına, diyeceğini demiş…

Amaa, iki dönem Denizli Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı, Gazeteciler Federasyonu Yönetim Kurul Üyeliği, Gazeteciler Konfederasyonu Koordinatörlüğü görevlerinde bulunan bir gazeteci olarak, basın toplantısı düzenleyen kuruluşların, gazetecileri ayırmak gibi bir tasarruf hakkının olmadığını iyi biliyorum… Çağırırsa hepsini çağırır…

Hadi pandemi var, diyelim, o zaman da basın kuruluşlarından katılacakların sayısı kısıtlanır. Ama tüm medya, en az bir temsilcisi ile o toplantıda yer alır…

Ki, PAÜ gibi dev bir kurumun bırakın tek sandalye atlayarak, ikişer üçer sandalye atlatılarak bile gazetecilerin oturtulabileceği toplantı salonlarının varlığını düşündüğümüzde, bu yaşatılan şey ‘gazetecilik mesleğine hakaret, medya kurumlarına karşı ise saygısızlıktan’ öte bir tavır değildir…

Bu nedenle Sayın Rektör Kutluhan’ı ve medya planlamasını gerçekleştiren ‘aklı evveller’i şiddetle kınıyorum…

Başkan Karaçay’a ne demeli…

İşin kötü yanı, bizim Cemiyet Başkanımız Muhammet Karaçay da kollarını birbirine kavuşturmuş ve en ufak bir rahatsızlık duymadan, bu basın toplantısını sonuna kadar takip etmiş…

Her nedendir bilmiyorum ama, Denizli basının sadece 4-5 TV kanalından ibaret olmadığını en iyi bilenlerden biri olmasına rağmen, en ufak bir tepki göstermemiş olması üzüntü vericidir…

Tepkimi bire bir telefon açarak kendisine yansıttığım gibi, buradan da ‘Olmadı Sayın Karaçay’ diyor, daveti iştirak etmiş olsanız da oradaki ‘ayrıcalıklı davet’ olayını fark eder etmez, tepkinizi koyup, basın toplantısını terk etmiş olmanız gerekirdi… Bu, bir meslek örgütü başkanının koyması gereken ve ‘size de yakışan’ en doğru ve gerekli tavır olurdu…

Bu nedenle, sizi de kınıyorum ve meslektaşlarınızdan özür dileminizi bekliyorum…

NOT: Bu arada, sayın rektör ve ‘avanesi’ emin olabilir ki, … (havadan nem de kapmış olabiliriz, ama bizimle ilgili bir sansür söz konusu ise eğer…) Bülent Öztürk ve Şifre Haber, ‘icraatın içinden’ programlarını özellikle takip etmemektedir… Diyeceğim şudur ki, bizim yüzümüzden diğer gazeteci arkadaşları dışlamanıza gerek yok. Biz, bir konuyu haber yapmaya karar verdiğimizde, ne yapar eder ilgililere ulaşır ve sorularımızı sorarız. Cevap vermeseler de belgeleri konuştururuz…